4 Ocak 2012 Çarşamba

Her şey mümkünmüş bu ülkede. Öyle diyorlar. Peki o zaman;


İstediğim kadar yaşayabilir miyim? 


İstediğim kadar okuyabilir miyim, hem de  mayınlı yollara bedenimden parçalar bırakmadan?


İstediğim dilde stranlar söyleyip dans edebilir miyim, acıkmamak için çok fazla hareket etmemem gerektiğini düşünmeden?


Mahalle bakkalından aldığım ucuz çikolatayı yerken anamın, babamın, kardeşlerimin de canı ister diye kendi çikolatamdan artırdığımı değil  de her birine bütün çikolata götürebilir miyim?


Televizyonda gördüğüm lunaparklarda doyasıya eğlenip tadını bile bilmediğim kağıt helva yiyebilir miyim?


Peki istediğimi düşünüp dile getirebilir miyim, düşüncelerinden, yazdıklarından, dile getirdiklerinden dolayı yargılanan, üstlerine demir parmaklı kapılar kapanan, işlerinden yaka paça kovulan, öldürülen büyüklerimin yaşadıklarını yaşamadan?


Yanlışın, haksızlığın karşında dimdik durabilir miyim, sonrasında kötü şeylerin beni beklemediğinden emin olarak?


Peki o zaman neden dünya, elimi kolumu bile kıpırdatamayacak kadar dar geliyor? Neden her şeye bir daha en baştan başlamak için yattığım yerden doğrulmaya çalıştığımda hissettiğim tek şey başımdaki muazzam ağrı oluyor?


(Yoksa her şey yaşamasına izin verilene mi mümkün?)


Yine her zamanki hayal mi kuruyorum yoksa? Varsın hayal olsun tüm bunlar. Halen hayal kurabiliyorsam, halen yaşıyorumdur demektir. 
Belki zamanla, genç olabilecek kadar yaşayabildiğim zamanları, sevgilim olacak insanları, benim olan anları, mutlulukla hatırlanacak geçmiş günlerimin de hayalini kurabilirim.
Ama bütün bunlar için daha çok küçüğüm ama bütün bunlar için çok yaşlıyım.. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder